Bir hastanın doktorunu, bir müvekkilin avukatını, bir markanın çalışacağı danışmanı seçmeden önce yaptığı ilk şey aynı: ismi Google'da aratmak. Karşısına yalnızca sosyal medya profilleri ve bilgileri yıllar öncesine ait üçüncü parti listeleme siteleri çıkıyorsa, sizi başkalarının çizdiği çerçeveden tanır. Kaybettiğiniz şey bir web sitesi değil; hakkınızdaki ilk cümleyi kurma hakkıdır.
Kişisel web sitesi, kartvizitin dijital hali değildir; sizin en donanımlı temsilcinizdir. Uzmanlık alanlarınızı derinlemesine anlatır, basında çıkan haberlerinizi ve referanslarınızı tek çatıda toplar, gece yarısı sizi araştıran birine bile en güncel ve doğru bilgiyi verir. Randevu talebini siz uyurken alır; siz sabah yalnızca cevaplarsınız.
İşin ikinci yarısı ise gösterebilmektir. Bir mimarın, fotoğrafçının, tasarımcının veya seramik sanatçısının anlattığı hiçbir cümle, işin kendisi kadar ikna edici değildir. İyi kurgulanmış bir portfolyo sitesi çalışmalarınızı kategorilere ayırır, her işi büyük ve kaliteli görsellerle sergiler ve isterseniz her projeye kendi hikaye sayfasını açar: sorun neydi, siz ne yaptınız, sonuç ne oldu. Ziyaretçi bu üç cümleyi okuduğunda fiyat konuşmasına ikna olmuş biri olarak gelir. Instagram galerisi bunu yapamaz; orada işleriniz tarih sırasına dizilmiş, bağlamsız kareler olarak kalır.
Web Geliştirici olarak kişisel siteleri kurumsal kalıplarla değil, kişiliğinize göre tasarlıyoruz. Bir doktor web sitesi ile bir sanatçının portfolyo tasarımı aynı dili konuşamaz; tipografiden renk paletine, fotoğraf düzeninden metin tonuna kadar her seçim size göre yapılır. Bunun bir de zamanla büyüyen tarafı var: sosyal medyada paylaştığınız bir yazı birkaç günde akışın dibine iner, kendi sitenizde yayınladığınız aynı yazı yıllarca aranır ve size yeni kişiler getirir. Konuşmalarınız, yayınlarınız ve tamamladığınız işler tek adreste biriktikçe site kendi başına bir arşive dönüşür — mesleki hayatınız boyunca değeri artan az sayıdaki dijital yatırımdan biridir.